Algı Çağında Gerçek Olmak
- Özhan Özdemir

- 7 Oca
- 2 dakikada okunur

Kim olduğumuzdan çok, nasıl göründüğümüzün önemli olduğu bir zaman dilimindeyiz. Ne yaptığımızdan çok, yaptıklarımızın nasıl algılandığının değer gördüğü; doğruyu söylemenin değil, doğru görünmenin işe yaradığı bir dönemdeyiz.
Bu dönem insanın dürüst olduğu için değil, dürüst görünmeyi becerdiği için takdir gördüğü, mutlu olduğu için değil, mutluymuş gibi davranabildiği için sonunda gerçekten mutlu olduğuna inanabildiği bir dönem olarak tarihin içerisinde yerini alacak muhakkak. İnsan bu dönemde güçlü olmak için değil, güçlü görünmek için kırılganlığını ve zayıflığını saklamayı öğreniyor. Öyle bir noktaya geldik ki, yalan bile doğru söylenirse makbul sayılıyor. Tonu düzgünse, zamanı iyiyse, kalabalıklar inanıyorsa, gerçeğe gerek kalmıyor. Böylece tuhaf, garip ama bir o kadar da tanıdık yeni “uzmanlık alanları” türedi bu çağda.
Algı çağının en büyük yalanı şu: “Herkes her şey olabilir.”Hayır. Herkes her şey gibi görünebilir. Ama herkes her şey olamaz.
Algının bu kadar etkin olduğu bir yerde, gerçek olmak bu yüzden pahalı. Hırsızlığın sıradanlaştığı bir yerde —ister emek hırsızlığı olsun ister maddi hırsızlık— dürüstlük bu yüzden pahalı. Çünkü gerçek; filtre istemez, vitrin sevmez, alkışla beslenmez. Gerçek bazen sessizdir, bazen yalnızdır ve çoğu zaman rahatsız eder.
Bugün “samimiyet” bile bir stratejiye dönüştü. İçtenlik, planlanabilir bir tavır hâline geldi. Hangi duygunun ne kadar gösterileceği, ne zaman susulacağı, neyin paylaşılacağı hesaplanıyor. İnsanlar kendilerini değil, kendilerinin pazarlanabilir versiyonunu sunuyor. Hem sosyal hem mesleki hayatlar için geçerli olan bu durum, kişinin kendinden uzaklaşmasına ve kendisini olduğundan farklı biri gibi göstermesine neden oluyor.
Ve en acı tarafı şu: Algı başarılı olunca, gerçek önemsizleşiyor.
Oysa gerçek olmak bir duruştur. Herkesin bağırdığı yerde susabilmek, herkesin eğildiği yerde dik durabilmek, herkesin rol yaptığı bir sahnede maskesiz kalabilmektir.
Gerçek olmak kaybettirir. Takipçi kaybettirir, onay kaybettirir, bazen çevre bile kaybettirir. Ama insanın kendini kaybetmesini engeller.
Algı çağında gerçek olmak; herkesin bir şey olduğu dünyada, insanın ‘’kendi’’si olarak kalmayı başarabilme sanatıdır. Evet bu bir başarıdır. Ve bu başarı alkış beklemez, takdir beklemez, onay beklemez. Bu yolda kişi, kendisinin kahramanıdır.



Yorumlar