top of page

İçimizdeki Roma

Kendimizi modern insan olarak tanımlıyoruz. Yasalarımız var, haklardan söz ediyoruz, nezaket dili kullanıyoruz, sporun centilmenlik olduğunu söylüyoruz. Fakat kalabalıkların içine karıştığımız bazı anlarda, içimizde çok daha eski bir insan beliriyor. Atalarımızdan gelen ilkesel dürtüler, nazik bünyemizde baş gösteriyor.

Filminden de hatırlanacağı gibi Gladyatör Oyunları sadece bir eğlence değildi. Roma İmparatorluğu'nda 650 yılı aşkın bir süre boyunca devam eden bu gelenekte, gladyötörler özel gladyatör okullarında (ludus) eğitilirlerdi. Temel mantık şunlara Eğlence ve Şiddet (Halkı eğlendirmek ve heyecanlandırmak ana amaçtı), Propaganda ve Güç Gösterisi (İmparatorlar, halkın desteğini kazanmak, güçlerini sergilemek ve halkı yönetmek için bu oyunları bir propaganda aracı olarak kullanırdı), Kültürel Seçkinler  (Seçkin Romalıların cenazelerinde, ölen kişinin anısına yapılan ritüelistik savaşlar olarak başlardı), Savaşçı Ruhu (Roma halkına savaşçı ruhu aşılamak, cesaret ve disiplini göstermek amaçlanırdı)

Kısacası oyun adı altında acının seyredildiği, cesaretin alkışlandığı, düşüşün coşkuyla karşılandığı toplumsal bir sahneydi. Arenada birkaç kişi savaşırdı, tribünde binlercesi izlerdi. Çoğunlukla savaş esirleri, köleler veya suçlulardı. Ancak bazen özgür Romalılar da ün ve para kazanmak için gönüllü olurdu. Bedel ödeyen azdı, heyecan yaşayan çoktu.

Gösterilere katılım, bir Roman vatandaşın sahip olduğu ayrıcalıklardan biri olarak görüldü. Her ne kadar ücretsiz olsa da, binlerce insanın stadyumlarına (örnek Kolezyum ) düzenli bir şekilde giriş sağlamak için tesserae adı verilen küçük tabletler kullanılırdı. Bu "biletler" imparatorluk sarayı, hamiler veya çeşitli dernekler aracılığıyla halka dağıtılırdı. Üzerindeki kapı numarası, bölüm ve sıra numarası bulunurdu. Bugünün modern stadyum bilet sistemi benzer bir yerleşim düzeni sağladığını görüyoruz.

Giriş ücretsiz olsa da oturma sosyal düzenine göre sıkı bir şekilde belirlenmiş; En iyi koltuklar senatörlere, en üsttekiler ise kadınlara ve zayıflara ayrılmış olurdu. Günümüz stadyumlarda ve spor salonlarındaki oturma düzeninin düşündüğünüzde fark olmadığını görebiliyoruz.

Elbette bugün futbol sahalarında ölüm kalım savaşı yok. Ancak yapı hâlâ tanıdık gelebiliyor. Birkaç kişi sahaya çıkıyor, milyonlar izliyor. Birkaç kişi fiziksel risk alıyor, milyonlar yorum yapıyor. Birkaç kişi hata yaptığında bedel ödüyor, milyonlar yargılıyor. Hem de acımasızca.

İnsan doğasında yalnızca merhamet yok elbette, rekabet, üstün gelme isteği, düşeni izleme merakı ve kalabalığın gücüyle sertleşme eğilimi de var. Medeniyet bunları yok etmiyor, yalnızca şekil değiştiriyor gibi görünüyor.  Arena gidiyor, stadyum geliyor. Gladyatör gidiyor, futbolcu geliyor. Tablet gidiyor, bilet geliyor…

Bir oyuncu sakatlanınca rakip tribünden yükselen gizli memnuniyetin, sadece sportif avantaj hesabı olmadığını İçimizdeki ilkel tarafın kısa bir görünümü olduğunu fark etmemiz zor değil. Çünkü bazen mücadeleyi değil, mücadeledeki sertliği izlemek istiyoruz. Oyunu değil, çarpışmayı bekliyoruz. Takım üzerinden kimlik kurmak, rakibin yenilgisiyle kendini büyütmek, kalabalığın içinde bireysel vicdanı askıya almak. Bu, çağdaş bir görüntü içinde çok eski ve bizlere miras kalmış bir duygu gibi görünüyor.

Elbette futbol aynı zamanda estetik, strateji, emek, birliktelik ve sevinçtir. Ama unutmayalım arenalarda da aynı duygular hissediliyordu.

Belki içimizde tamamen eski Roma yok. Ama onun yankıları var.

Anlaşılıyor ki, tarih yalnızca kitaplarda yaşamıyor. Bazen tezahüratlarda, bazen öfkede, bazen de düşeni alkışlayan sessiz bir gülümsemede yani bizde yaşamaya devam ediyor.

 

 

 
 
 

Yorumlar


© 2022 by Özhan Özdemir. Proudly created with Wix.com

bottom of page